| ASK BiR HASTALIK MI |
Aşk, insanı günlük, monoton yaşantısından kopartıp çıkartan bir çılgınlık hali mi, yoksa ciddi bir akıl hastalığı mıdır? Yaz günlerinde sıcakların artmasıyla, yaz âşıklarının da ateşi yükselir. İnsanlar sıcaktan bunalırken, âşıklar kumsalda, çarşıda, pazarda, her köşe başında, aşk ateşi ile kavrulmaktadır. Aşk pek çok insan için güzelliği, sevgiyi ve umudu simgelemekle birlikte, bilim adamları için aşk bir akıl hastalığının dışa vurumudur. Sanatçılar aşkı geçici bir delilik olarak tanımlarken, bilim adamları bu deliliğin adını koydular: Obsessif- Kompalsif bozukluk (OKB). Tipik bir OKB her şeyi tekrar tekrar kontrol eden ve sürekli ellerini yıkayan insandır. Hastalık düşünme ve davranış saplantısına yol açar. Obsessif bir kişi kafasına takılan bir fikirden kurtulamaz, fikir kafasında sürekli tekrar eder. Belirli bir şarkıyı hiç istemediğiniz halde sürekli zihninizde tekrar ettiğiniz anlar oldu mu? Bu durumun aşırı derecesi obsessifliği ifade eder. Kişi belirli bir davranışı yapmaktan kendini alıkoyamıyorsa ve belirli bir davranışa endekslendi ise, o kişi kompalsiftir. Bu ikisi çoğu kez birlikte ortaya çıkar. Bazı psikiyatristlere göre tutku şeklindeki aşk, OKB'luğun ortaya çıkarttığı davranış ve düşünce saplantılarına benzer. Tek fark aşkın daha eğlenceli olmasıdır. Araştırmacılar, ayrıca, romantizm patolojisinin evrim sürecinde anahtar bir rol üstlendiğini ileri sürüyor. Ne var ki bazı bilim adamları bu düşünceleri hemen kabul etmediği gibi, temkinli bir yaklaşım sergiliyor. ASK MI DELiLiK Mi Aşkı bu şekilde ele almak 1990 yılında İtalya'daki Pisa Üniversitesi'nden psikiyatrist Donatella Marazziti' nin aklına geldi. Bu tarihte OKB'nun biyokimyasal nedenlerini araştırmaya başlayan Marazziti, bütün bu etkileşimden serotonin isimli nörotransmitter'ın sorumlu olduğunu düşündü. Serotoninin beyin üzerinde teskin edici bir etkisi vardır. Serotonin az olduğu zaman saldırganlık, depresyon ve kuşkuculuk halleri artar. Prozac türü ilaçlar, beyindeki serotonin düzeyini arttırarak bu bozukluğa karşı savaş açar. Böylece Marazziti OKB hastalarındaki serotonin düzeyini ölçmekle işe başladı. Beynin içindeki kimyasal maddeleri ölçmenin zorluklarını bilen Marazziti, daha basit bir teknik geliştirdi. Normal bir kan örneğinden elde edilebilecek trombositlerin içerdiği serotonini ölçtü. Ne var ki kandaki trombositlerde serotoninin çok farklı bir işlevi vardır. Buradaki görevi kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır. Ancak serotonin burada da beyindekine benzer bir hareket planı izler. Buradan hareketle, bilim adamları trombositlerdeki ilgili protein düzeylerini ölçerek beyindeki serotonin düzeyini saptama yoluna gittiler. Bu dolaylı bir ölçüm tekniği olmakla birlikte, değişik davranış şekilleri ile serotonin arasındaki ilişki hakkında bilgi verebilecek nitelikteydi. Washington yakınlarındaki Ulusal Kanser Enstitüsü'nden (NCI) Dean Hamer , bu yöntemin şu anda en geçerli yöntem olduğunu ileri sürüyor. Marazziti'nin tahminleri doğrultusunda OKB hastalarında serotonin düzeyinin düşük olduğuna ilişkin çok önemli kanıtlar elde etti. Ancak bu arada çok şaşırtıcı başka sonuçlar da ortaya çıktı. Âşık olduğunu ileri süren kişilerin davranışları ile OKB'luğun tek boyutlu saplantısı arasında çok büyük bir benzerlik olduğunu keşfetti. Gün boyunca gerek âşıklar, gerekse OKB hastaları tek bir nesne veya tek bir kişi üzerine odaklanabiliyor. Ayrıca bu iki grup da saplantılarının mantık dışı olduğunu bilmekle birlikte, bu saplantıdan kurtulamadıklarını itiraf ediyorlar. Bu aşamada Marazziti şu sorunun yanıtını araştırmaya başladı: Âşıkların serotonin düzeyleri OKB hastalarında olduğu gibi dibe mi vuruyordu? Bu sorunun yanıtını bulmaya çalışan Marazziti ve ekibi âşık denek peşine düştü. Pisa Üniversitesi'ndeki ilan tahtasına bir duyuru asarak, son 6 aydır aşık olan ve her gün en az dört saat âşık olduğu kişiyi düşünen ancak sevdiği ile cinsel ilişki kurmamış öğrencilere ihtiyaçları olduğunu belirttiler. Amaçları, aşkları zaman ve cinsel tatmin yolu ile erozyona uğramamış Romeo&Julyet'ler bulmaktı. Ortalama yaşı 24 olan 17 kadın ve 3 erkek başvurdu. Bilim adamları bunların dışında, 2 grup daha kurdu. Bunlardan biri 20 OKB hastasından oluşuyordu; diğeri ise hem ruh sağlığı yerinde hem de aşktan uzak 20 ''normal'' denekti. Her üç gruptaki üyelerden tek tek kan örnekleri alındı. Santrifüj yoluyla önce plazma daha sonra trombositler ayrıştırıldı. Normal deneklerde serotonin düzeyi normal sınırlarda gezinirken, OKB hastalarında ve aşık öğrencilerde bu düzey yüzde 40 dolayında daha düşüktü. Marazziti bu sonucu şöyle değerlendirdi:''İnsanların âşık olduğu zaman aklını yitirdiği söylenirdi. Bu tespit galiba doğru'' Bu tespiti doğrulamak için bilim adamları 20 âşık öğrenciyi bir yıl sonra yeniden incelemeye aldı. Kan örneklerinden, bu öğrencilerin serotonin düzeyinin normal sınırlara geri döndüğü ortaya çıktı. Bu da şunu gösteriyordu: İnsanlar âşık oldukları zaman serotonin düzeyi normal sınırların altına düşer; ancak zamanla aşk törpülendikçe serotonin eski düzeyine geri döner. Bu araştırmanın sonuçları ''Psychological Medicine'' (29.sayı, sayfa 741, 1999) dergisinde yayımlandı. Sonuçlar bilimsel çevrelerce övgüyle karşılandı. Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nden Thomas Yerkes görüşlerini şöyle dile getiriyor:''Bilim adamları olarak bizler bu güne dek stres, saldırganlık, üzüntü gibi duyguları inceledik. Niçin aşkı da incelemeyelim? Bu duyguyu araştırma kapsamı dışında bırakmamızın nedeni nedir? Aşık olduğumuz zaman bunun tümüyle biyolojik bir olgu olduğunu fark etmiyor muyuz? İşte aramızdan bazıları bu konuya bilimsel olarak eğilme cesaretini gösteriyor.'' Washington Üniversitesi'nden psikiyatrist Yvette Sheline, ''Günde 4 saat oturup tek bir kişiyi düşünen insana normal diyemeyiz'' diyerek söz konusu çalışmanın doğru yolda olduğunu ifade ediyor. Bu yeni bulgular bazı tuhaf insan davranışlarına da ışık tutuyor. Cardiff'teki Whitchurch Hastanesi'nden biyokimyacı Abdullah Bedevi, alkolün beyindeki serotonini düşürdüğünü, ve bu düşüşün insandaki kavga etme eğilimini arttırdığını ileri sürüyor. Bedevi, ayrıca düşük serotoninin çekingenliği de yok ettiğini, normal zamanda hiçbir çekiciliği olmayan insanların, düşük serotonin etkisiyle güzel ve cazip görünebileceğine dikkat çekiyor. OKB üzerine araştırmalar yapan uzmanlar OKB ile aşk arasında çok büyük bir benzerlik olduğunu kabul ediyorlar. New York, Mount Sinai Tıp Fakültesi'nden Kompalsif, İmpalsif ve Endişe Bozuklukları Programı Başkanı Eric Hollander , pek çok bilim adamının OKB ile endişe arasında yakın bir bağlantı kurmaya çalıştığını, oysa OKB'nun çok geniş bir davranış spektrumu içerdiğini, bunların arasında çalma, alışveriş hırsı ve kumar gibi düşünmeden yapılan hareketlerin insana anlık zevkler tattırdığını belirtiyor. Bu spektruma aşkın da dahil edilmesinde hiçbir sakınca görmüyor. Hollander, OKB kapsamı içine obsessif kıskançlığı da dahil ediyor. Hastalarından biri, karısının kendisini aldattığından kuşku duymaktaydı. Her gün karısına neler yaptığını, kimleri gördüğünü sormayı âdet edinmişti. Hasta, ayrıca karısının her gün pencereleri ve perdeleri sıkı sıkıya kapatmasını, yabancılarla konuşmamasını istemekteydi. Hollander söz konusu hastayı ve diğer 5 hastasını Prozac benzeri ilaçlarla tedavi etmeye başlar. Tedaviden sonra karısını kıskanan kocanın biraz daha rahatladığını fark eder. Sonuçta , mantıksız kıskançlık veya aşk gibi tutkuların OKB kapsamına girdiği ortaya çıkar. Diğer bilim adamları Marazziti'nin bu çalışmasını aşk konusundaki araştırmalara bir başlangıç olarak ele alıyor. Serotonin düzeyinin kandaki trombositler üzerinden ölçümünün beyindeki serotonin iniş-çıkışlarına ilişkin kesin bilgi vermediğini ileri süren bilim adamları, beynin serotonin düzeyinin doğrudan bir yöntemle ölçülmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca Marazziti'nin araştırmasına konu olan denek sayısını da yetersiz buluyor. Hepsinden öte âşık deneklerin çoğunlukla kadın olmasının da sonuçları saptırdığını ileri süren uzmanlar, kadın ve erkek beyninde serotoninin farklı bir biçimde işlemden geçtiğine dikkat çekiyor. MUKEMMELLiK YANILGISI San Diego'daki California Üniversitesi'nden, Marazziti'nin yardımcısı, psikiyatrist Agop Akıskal , aşkın kimyasına daha yakından bakılması gerektiğini savunuyor. Âşık olunan kişiyi olduğundan farklı gösteren aşırı duygusal etkileşimler olmadan hiç kimsenin âşık olmayacağını ileri süren Akıskal, serotoninin yol açtığı bu aşk yangınının evrimsel hedefine ulaşmadan sönmeyeceğini belirtiyor. Akıskal'a göre bu evrimsel hedef üremek. Kronik olarak düşük serotonine sahip olan kişiler için yaşamın en önemli unsuru cinselliktir. NCI'den Hamer ve ekibi, genetik olarak düşük serotonin düzeyine sahip olan kişilerin hem daha endişeli, hem de cinsel yönden daha aktif olduğunu belirtiyor. ''Genler ne kadar çılgın olduğunuza bakmaz. Genlerin hedefi çoğalmaktır'' diye konuşan Hamer, ''Ancak çılgınlığınız aşırı düzeye çıkarsa eş bulmanız güçleşir'' diyor. Aşkın kimyası, aşırı tutkulu duygusal patlamalara da yol açabiliyor. Akıskal'a göre ''büyük âşıklar'' genellikle, manik-depresif gibi iki kutuplu psikolojik bozukluğu olan hastalar arasından çıkıyor. Akıskal'ın gerçekleştirdiği son araştırmaya göre, manik-depresif hastalar mutlu oldukları dönemlerde, ayırım yapmadan âşık olabiliyor. Ancak mutluluk dönemi sona erip, depresif dönem başladığında, mutsuzluk o denli derinleşiyor ki bazı vakalarda hastayı intihara sürükleyebiliyor. İşte bilim adamları bu iki duruma zemin hazırlayan kimyasal değişimi ortaya çıkartmaya çabalıyor. Aşk bir hastalık mı? Aşk, insanı günlük, monoton yaşantısından kopartıp çıkartan bir çılgınlık hali mi, yoksa ciddi bir akıl hastalığı mıdır? Yaz günlerinde sıcakların artmasıyla, yaz âşıklarının da ateşi yükselir. İnsanlar sıcaktan bunalırken, âşıklar kumsalda, çarşıda, pazarda, her köşe başında, aşk ateşi ile kavrulmaktadır. Aşk pek çok insan için güzelliği, sevgiyi ve umudu simgelemekle birlikte, bilim adamları için aşk bir akıl hastalığının dışa vurumudur. Sanatçılar aşkı geçici bir delilik olarak tanımlarken, bilim adamları bu deliliğin adını koydular: Obsessif- Kompalsif bozukluk (OKB). Tipik bir OKB her şeyi tekrar tekrar kontrol eden ve sürekli ellerini yıkayan insandır. Hastalık düşünme ve davranış saplantısına yol açar. Obsessif bir kişi kafasına takılan bir fikirden kurtulamaz, fikir kafasında sürekli tekrar eder. Belirli bir şarkıyı hiç istemediğiniz halde sürekli zihninizde tekrar ettiğiniz anlar oldu mu? Bu durumun aşırı derecesi obsessifliği ifade eder. Kişi belirli bir davranışı yapmaktan kendini alıkoyamıyorsa ve belirli bir davranışa endekslendi ise, o kişi kompalsiftir. Bu ikisi çoğu kez birlikte ortaya çıkar. Bazı psikiyatristlere göre tutku şeklindeki aşk, OKB'luğun ortaya çıkarttığı davranış ve düşünce saplantılarına benzer. Tek fark aşkın daha eğlenceli olmasıdır. Araştırmacılar, ayrıca, romantizm patolojisinin evrim sürecinde anahtar bir rol üstlendiğini ileri sürüyor. Ne var ki bazı bilim adamları bu düşünceleri hemen kabul etmediği gibi, temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Aşkı mı delilik mi? Aşkı bu şekilde ele almak 1990 yılında İtalya'daki Pisa Üniversitesi'nden psikiyatrist Donatella Marazziti' nin aklına geldi. Bu tarihte OKB'nun biyokimyasal nedenlerini araştırmaya başlayan Marazziti, bütün bu etkileşimden serotonin isimli nörotransmitter'ın sorumlu olduğunu düşündü. Seroton'inin beyin üzerinde teskin edici bir etkisi vardır. Serotonin az olduğu zaman saldırganlık, depresyon ve kuşkuculuk halleri artar. Prozac türü ilaçlar, beyindeki serotonin düzeyini arttırarak bu bozukluğa karşı savaş açar. Böylece Marazziti OKB hastalarındaki serotonin düzeyini ölçmekle işe başladı. Beynin içindeki kimyasal maddeleri ölçmenin zorluklarını bilen Marazziti, daha basit bir teknik geliştirdi. Normal bir kan örneğinden elde edilebilecek trombositlerin içerdiği serotonini ölçtü. Ne var ki kandaki trombositlerde serotoninin çok farklı bir işlevi vardır. Buradaki görevi kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır. Ancak serotonin burada da beyindekine benzer bir hareket planı izler. Buradan hareketle, bilim adamları trombositlerdeki ilgili protein düzeylerini ölçerek beyindeki serotonin düzeyini saptama yoluna gittiler. Bu dolaylı bir ölçüm tekniği olmakla birlikte, değişik davranış şekilleri ile serotonin arasındaki ilişki hakkında bilgi verebilecek nitelikteydi. Washington yakınlarındaki Ulusal Kanser Enstitüsü'nden (NCI) Dean Hamer , bu yöntemin şu anda en geçerli yöntem olduğunu ileri sürüyor. Marazziti'nin tahminleri doğrultusunda OKB hastalarında serotonin düzeyinin düşük olduğuna ilişkin çok önemli kanıtlar elde etti. Ancak bu arada çok şaşırtıcı başka sonuçlar da ortaya çıktı. Âşık olduğunu ileri süren kişilerin davranışları ile OKB'luğun tek boyutlu saplantısı arasında çok büyük bir benzerlik olduğunu keşfetti. Gün boyunca gerek âşıklar, gerekse OKB hastaları tek bir nesne veya tek bir kişi üzerine odaklanabiliyor. Ayrıca bu iki grup da saplantılarının mantık dışı olduğunu bilmekle birlikte, bu saplantıdan kurtulamadıklarını itiraf ediyorlar. Bu aşamada Marazziti şu sorunun yanıtını araştırmaya başladı: Âşıkların serotonin düzeyleri OKB hastalarında olduğu gibi dibe mi vuruyordu? Bu sorunun yanıtını bulmaya çalışan Marazziti ve ekibi âşık denek peşine düştü. Pisa Üniversitesi'ndeki ilan tahtasına bir duyuru asarak, son 6 aydır aşık olan ve her gün en az dört saat âşık olduğu kişiyi düşünen ancak sevdiği ile cinsel ilişki kurmamış öğrencilere ihtiyaçları olduğunu belirttiler. Amaçları, aşkları zaman ve cinsel tatmin yolu ile erozyona uğramamış Romeo&Julyet'ler bulmaktı. Ortalama yaşı 24 olan 17 kadın ve 3 erkek başvurdu. Bilim adamları bunların dışında, 2 grup daha kurdu. Bunlardan biri 20 OKB hastasından oluşuyordu; diğeri ise hem ruh sağlığı yerinde hem de aşktan uzak 20 ''normal'' denekti. Her üç gruptaki üyelerden tek tek kan örnekleri alındı. Santrifüj yoluyla önce plazma daha sonra trombositler ayrıştırıldı. Normal deneklerde serotonin düzeyi normal sınırlarda gezinirken, OKB hastalarında ve aşık öğrencilerde bu düzey yüzde 40 dolayında daha düşüktü. Marazziti bu sonucu şöyle değerlendirdi:''İnsanların âşık olduğu zaman aklını yitirdiği söylenirdi. Bu tespit galiba doğru'' Bu tespiti doğrulamak için bilim adamları 20 âşık öğrenciyi bir yıl sonra yeniden incelemeye aldı. Kan örneklerinden, bu öğrencilerin serotonin düzeyinin normal sınırlara geri döndüğü ortaya çıktı. Bu da şunu gösteriyordu: İnsanlar âşık oldukları zaman serotonin düzeyi normal sınırların altına düşer; ancak zamanla aşk törpülendikçe serotonin eski düzeyine geri döner. Bu araştırmanın sonuçları ''Psychological Medicine'' (29.sayı, sayfa 741, 1999) dergisinde yayımlandı. Sonuçlar bilimsel çevrelerce övgüyle karşılandı. Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nden Thomas Yerkes görüşlerini şöyle dile getiriyor:''Bilim adamları olarak bizler bu güne dek stres, saldırganlık, üzüntü gibi duyguları inceledik. Niçin aşkı da incelemeyelim? Bu duyguyu araştırma kapsamı dışında bırakmamızın nedeni nedir? Aşık olduğumuz zaman bunun tümüyle biyolojik bir olgu olduğunu fark etmiyor muyuz? İşte aramızdan bazıları bu konuya bilimsel olarak eğilme cesaretini gösteriyor.'' Washington Üniversitesi'nden psikiyatrist Yvette Sheline, ''Günde 4 saat oturup tek bir kişiyi düşünen insana normal diyemeyiz'' diyerek söz konusu çalışmanın doğru yolda olduğunu ifade ediyor. Bu yeni bulgular bazı tuhaf insan davranışlarına da ışık tutuyor. Cardiff'teki Whitchurch Hastanesi'nden biyokimyacı Abdullah Bedevi, alkolün beyindeki serotonini düşürdüğünü, ve bu düşüşün insandaki kavga etme eğilimini arttırdığını ileri sürüyor. Bedevi, ayrıca düşük serotoninin çekingenliği de yok ettiğini, normal zamanda hiçbir çekiciliği olmayan insanların, düşük serotonin etkisiyle güzel ve cazip görünebileceğine dikkat çekiyor. OKB üzerine araştırmalar yapan uzmanlar OKB ile aşk arasında çok büyük bir benzerlik olduğunu kabul ediyorlar. New York, Mount Sinai Tıp Fakültesi'nden Kompalsif, İmpalsif ve Endişe Bozuklukları Programı Başkanı Eric Hollander , pek çok bilim adamının OKB ile endişe arasında yakın bir bağlantı kurmaya çalıştığını, oysa OKB'nun çok geniş bir davranış spektrumu içerdiğini, bunların arasında çalma, alışveriş hırsı ve kumar gibi düşünmeden yapılan hareketlerin insana anlık zevkler tattırdığını belirtiyor. Bu spektruma aşkın da dahil edilmesinde hiçbir sakınca görmüyor. Hollander, OKB kapsamı içine obsessif kıskançlığı da dahil ediyor. Hastalarından biri, karısının kendisini aldattığından kuşku duymaktaydı. Her gün karısına neler yaptığını, kimleri gördüğünü sormayı âdet edinmişti. Hasta, ayrıca karısının her gün pencereleri ve perdeleri sıkı sıkıya kapatmasını, yabancılarla konuşmamasını istemekteydi. Hollander söz konusu hastayı ve diğer 5 hastasını Prozac benzeri ilaçlarla tedavi etmeye başlar. Tedaviden sonra karısını kıskanan kocanın biraz daha rahatladığını fark eder. Sonuçta , mantıksız kıskançlık veya aşk gibi tutkuların OKB kapsamına girdiği ortaya çıkar. Diğer bilim adamları Marazziti'nin bu çalışmasını aşk konusundaki araştırmalara bir başlangıç olarak ele alıyor. Serotonin düzeyinin kandaki trombositler üzerinden ölçümünün beyindeki serotonin iniş-çıkışlarına ilişkin kesin bilgi vermediğini ileri süren bilim adamları, beynin serotonin düzeyinin doğrudan bir yöntemle ölçülmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca Marazziti'nin araştırmasına konu olan denek sayısını da yetersiz buluyor. Hepsinden öte âşık deneklerin çoğunlukla kadın olmasının da sonuçları saptırdığını ileri süren uzmanlar, kadın ve erkek beyninde serotoninin farklı bir biçimde işlemden geçtiğine dikkat çekiyor. Mükemmellik yanılgısı San Diego'daki California Üniversitesi'nden, Marazziti'nin yardımcısı, psikiyatrist Agop Akıskal , aşkın kimyasına daha yakından bakılması gerektiğini savunuyor. Âşık olunan kişiyi olduğundan farklı gösteren aşırı duygusal etkileşimler olmadan hiç kimsenin âşık olmayacağını ileri süren Akıskal, serotoninin yol açtığı bu aşk yangınının evrimsel hedefine ulaşmadan sönmeyeceğini belirtiyor. Akıskal'a göre bu evrimsel hedef üremek. Kronik olarak düşük serotonine sahip olan kişiler için yaşamın en önemli unsuru cinselliktir. NCI'den Hamer ve ekibi, genetik olarak düşük serotonin düzeyine sahip olan kişilerin hem daha endişeli, hem de cinsel yönden daha aktif olduğunu belirtiyor. ''Genler ne kadar çılgın olduğunuza bakmaz. Genlerin hedefi çoğalmaktır'' diye konuşan Hamer, ''Ancak çılgınlığınız aşırı düzeye çıkarsa eş bulmanız güçleşir'' diyor. Aşkın kimyası, aşırı tutkulu duygusal patlamalara da yol açabiliyor. Akıskal'a göre ''büyük âşıklar'' genellikle, manik-depresif gibi iki kutuplu psikolojik bozukluğu olan hastalar arasından çıkıyor. Akıskal'ın gerçekleştirdiği son araştırmaya göre, manik-depresif hastalar mutlu oldukları dönemlerde, ayırım yapmadan âşık olabiliyor. Ancak mutluluk dönemi sona erip, depresif dönem başladığında, mutsuzluk o denli derinleşiyor ki bazı vakalarda hastayı intihara sürükleyebiliyor. İşte bilim adamları bu iki duruma zemin hazırlayan kimyasal değişimi ortaya çıkartmaya çabalıyor. |
[ SAĞLIK | BRİÇ | WEB MALZEMELERİ | SANAT | ANASAYFA ] |